Hayata dair ne varsa... Yemek, gezmek, okumak, sevmek ve çocuk:)

13 Mayıs 2014 Salı

Salı, Mayıs 13, 2014 | by Gözde Tarifler | Categories: , , | No comments
Eminim her kreşin bir yoğurt yiyişi vardır, ben bizim yaşadığımız deneyimi paylaşmak istiyorum. Benim oğlumda işe yaradı, sakin uyumlu bir süreç olarak atlattık, bilmiyorum Tuna'nın aklından Erdil'in aklından geçenler geçmiş midir? Tabii sadece okul değil, çocuğunuzunda buna hazır olması önemli, bunu yaşayarak öğrendim.

Çocuğun hazır olmasını kendimce şöyle anlatabilirim, eğer çocuğunuz sizden hiç ayrılmamışsa, ona sizsiz de iyi zaman geçirebileceğini görmek için fırsat vermediyseniz, sizden ayrılmak onda ciddi kaygılar oluşturucaksa belki kreşe başlama aşaması biraz sancılı olabilir, belki henüz hazır değildir. 3 yaşına kadar anneden ayrı kalması kaygı yaratabilir deniyor, ben çok inanmıyorum, bırakacağınız insana siz ve çocuğunuz güveniyorsa yani anane, babanne, bakıcı gibi güvenilir insanlarsa, bunu kısa kısa başlayarak yaparsanız bence çocuğunuzda bu tatillerden zevk alacaktır. Anneden babadan uzak kalmak onu endişelendirmeyecektir, bunu yavaş yavaş ve çocuğunuza anlatarak yapabilirsiniz. Özellikle çocuğunuza anlatarak kısmına dikkat etmelisiniz, küçük gidip geliriz dememeli, planınızı onun anlayacağı dilde ona anlatmalısınız. Sizin nerede olduğunuzu ve ne zaman geleceğinizi, siz yokken kiminle nasıl kalacağını bilmeye hakkı var. Mesela ben Tuna'yı ilk defa 18 aylıkken ananesi ve dedesine bıraktım, cumartesi sabahı gidip pazar gecesi döndüm, ilk sefer olduğu için onun düzenini bozmadan bizim evde bırakarak yaptım, ona bir gece ananesi ve dedesiyle kalacağını, sonraki gece uyumadan önce geleceğimi söyledim. İşe yaradı, tabii ki uyurken beni ve babasını aramış ama ananeside benim söylediklerimle tutarlı bir anlatımla ona durumu tekrarlamış ama durumu çok da uzatmamışlar. Daha sonra da farklı koşullarda kısa kısa halasına, babannesine de bıraktım. Zamanla daha rahat daha keyiflice kalmaya başladı. Hatta 2 yaşında 9 gün bırakıp yurtdışına gittim, merak etmeyin yapılabiliyor. Dönelim kreşe:)

Tuna'nın bensiz kreşe gitmeye başlaması tam olarak bir hafta sürdü, bu haftaya alıştırma dönemi deniyor. Çocuktan çocuğa, yaşa göre bu süre değişiklik gösterebilir tabii ki. Ama bir hafta güzel bir süre.

Tuna 2.5 yaşında olduğu için benim kafamdaki kreş fikri şu şekildeydi, 3 yaşına kadar yarım gün göndermek, 3 yaşında da tam güne geçmek. Okul psikoloğumuz ve öğretmenleri ile konuştuktan sonra Tuna'nın durumuna göre de durumu değerlendirip değişiklik yapabileceğimizi konuştuk ve ilk gün başladık okula. Beraber gittik, oyun odasına beraber girdik, kendi sınıf öğretmeni onunla ilgilendi, psikoloğu onu oyun sırasında gözlemledi ve sıkılmadan sevmesi için uygun ortamı oluşturdular. Ben bir müddet sonra yan odada onu beklediğimi, oyuna devam edebileceğini söylerek diğer odaya geçtim. Onu uzaktan izlemeye devam ettim, öğretmeni onunla birebir ilgilenerek oynamaya devam etti. İlk gün ister mi diye sorduktan sonra yemekhaneye indi, sadece masada 2-3 dakika kadar oturmuş, sonra yanıma geldi ve eve döndük.

İkinci gün yine beraber gittik, bu sefer oyun odasına çok az girdim, yine onu beklediğimi, istediği gibi oyun oynayabileceğini söyledim. Öğretmeni ile oyun oynadı, öğretmeni onunla direk ilgilendi. Üçüncü gün oyun odasına ben hiç girmedim, onu beklediğimi söyledim, yine öğretmeni ile birebir oyun oynadı, sonra sınıf aktivitelerine de katıldı biraz. Ama hep öğretmenin yanında ve ilgi alanındaydı. Üçüncü gün biraz daha uzun yemekhanede kalmış ve birazda yemek yemiş. Dördüncü gün bazı işlerim vardı, öğretmeni durumunun iyi olduğunu söyleyince Tuna'ya iş için gidip geleceğimi, okul zamanı bittiğinde onu almaya geleceğimi söyleyerek çıktım, olumlu tavrı ile rahat rahat işlerimi hallettim. Tabii yine öğretmenin direk ilgisi ile geçirilen  bir gün yaşadı ve sınıf aktivitelerine katıldı. Son gün ise bir öceki gün gidişime tamam dediği için Tuna'yı kapıdan okula bıraktım ve onu almaya geleceğimi söyleyerek çıktım. Bu beş gün boyunca onu beklerken sınıf kameralarından onun durumunu izledim, huzursuz bir hali yoktu ama  biraz çekingenliği doğal olarak vardı. 

Çocuk annenin aynası olduğu için annenin okulu sevmesi çok önemli, siz severseniz çocuğunuzda sevecek olumlu yaklaşacaktır. Ona okulun güzel, eğlenceli, oyun dolu olduğundan bahsedin, ilk zamanlarda okulu seviyor musun, gitmek istiyor musun diye sormayın. Okul ile ilişkisini onun durumundan anlamaya çalışın, çocuk size hemen sevdim demeyecektir. Okula gitmek istiyor musun sorusu da riskli, hayır derse göndermeyecek misiniz. Size olan güvenini sarsmamak için ya söylediğine uymak ya da cevabını uygulayamayacağınız soruları çocuğa sormamak. Bugün kreş zamanı okulda güzel oyunlar oynayacaksın diyerek onu kreşe heveslendirmek önemli.  Anne ve baba çocuğu ben okula götüreceğim diye tatlı ve özendirici bir çekişme bile gösterebilir. 

Alışma döneminde okuldan hergün Tuna'ya bir yıldız verdiler, onu odasının kapısına astık, hergün yeni bir yıldız alalım yıldızlarımız çoğalsın diye sürekliliği sağlamaya çalıştık. Akşamları babasına göstererek yıldız alma hevesini pekiştirdik. İlk zamanlar hevesle gittikleri okula gitmek istemedikleri zamanlar oluyormuş, genel olarak da 7-8 günmüş bu durum, bizde de biraz oldu, ben heyecan heves göstererek, okulu överek bu bir iki günü atlattık. Okul konusunda kararınız kesinse ama çocuk istemedi diye bazen gönderip bazen göndermezseniz istikrarı zor yakalayabilirsiniz, duruş anne ve babaya kalıyor. Sizlerin kararlılığı onların durumlar karşısındaki tavırlarında yüzde yüz belirleyici. 

Hemen okul hakkında birşeyler anlatmayabiliyorlar, ona zaman tanımak ama öğretmeni ile durumu yakından takip etmek gerek. Okulculuk gibi oyunlar oynayarak onun okulda neler yaptığını biraz öğrenebilirsiniz. Okulda da hemen arkadaşları arasına kaynaşıp oynaması 2,5 yaş için bir kaç hafta bazen bir ay kadar bile sürebiliyormuş, o konuda da aceleci olmamak lazım. 

Her aileye, öncelikle çocuklara problemsiz bir okula başlangıç diliyorum. Ona destek olun ve kararlı olun. Sizin için ne kadar zorsa onlar için kat kat daha zor bir aşama olduğunu unutmayın, onları dinleyin ama zorlamayın. Çocukların hayalgüçleri çok kuvvetli, sizin dikkatini çekmek için değişik şeyler yapabilirler, evham yapmadan araştırın, kendisiyle ve öğretmenleri ile konuşun. Okul ile işbirliği içinde olun, arkadaşlarını öğrenin, aileleri ile tanışın, okulun hepinizin bir parçası olmasını sağlayın. Sevgilerimle....




9 Mayıs 2014 Cuma

Cuma, Mayıs 09, 2014 | by Gözde Tarifler | Categories: , , | No comments
Her ihtiyacını en ince ayrıntısına kadar düşünüp yaptığımız, kimselere emanet edemediğimiz bebeklerimiz büyüdü çocuk oldu. Şimdi biz onları nereye hangi kreşe bırakacağız, kreşe nasıl güveneceğiz? Kreş için doğru zaman geldi mi?

2.5 yaşındaki oğlumla kolay ve rahat bir kreşe alışma dönemi geçirdiğimiz için sizlerle yaşadıklarımı paylaşmak istedim, bu konuda kafasında soruları olan anne ve babalara yardımcı olması temmenisiyle yazıyorum. Anlattıklarım tamamen başımızdan geçenler ve tavsiyelerimdir, sizler kendi evlatlarınızı başkalarından daha iyi tanıyorsunuz ve son kararı yine anne baba iç güdünüz ile en doğru şekilde sizler verebilirsiniz.

Kreş hem aile hem de çocuk için çok kritik bir adım. Çocuk yanında ailesinden kimse olmadan bir birey olarak varlık göstermeye başlıyor, aile ise kendisinden uzakta çoçuğunu bir topluluk içinde yalnız bırakmayı öğreniyor.
Kim kimden daha heyecanlı orası değişir ama ben oğlumdan daha heyecanlıydım. O bizim ona anlattığımız kadarını bilirken, benim kafamda bir sürü soru vardı. Ama 2.5 yaş çocukların sosyalleşmesi ve 6 saatlik aktif oyun enerjisi olan bu küçük sıpalar için erken bir yaş değil. Neden?


Ailenin ve kreşin yeri birbirinden tamamen ayrı, hatta tamamlayıcı. Okuldaki aktif zaman ve kendi yaşıtları ile sosyalleşme imkanını düşündüğümüzde ailenin bunu evde sağlaması çok zor. Çocuklarımızın da kendi yaşıtları ile oyun oynayarak, eğitimini almış öğretmenler tarafından değişik aktivitelerle meşgul edilerek keyifli vakit geçirmeye ihtiyaçları var. Şimdi Tuna okula başladıktan sonra daha net görebiliyorum, okula gitmeyen çocuklar evde enerjilerini tüketemedikleri için ya çok hareketli, etraftan hareketliliği konusunda tepki alan durumdalar ya da daha gergin ve mutsuzlar.

Peki okula ne zaman hazırız (biz ve çocuk), nasıl bir okul, kreş seçmeliyiz?

Önce ailenin tüm bireyleri kreş fikrini kabul etmeli ki bu ilk adım. Anne gitsin baba kalsın derse çocuk bu durumu fakedip kendi istediği gibi kullanabilir.
Daha sonra okuldan beklentiler belirlenip ona göre bir araştırma yapmak lazım.
Okulun fiziksel şartları, eğitim kapsamı, eğitimin ne şekilde ve hangi yöntemler ile verildiği, aktiviteler, sınıftaki öğrenci sayıları, yaş grupları, eve mesafesi, sabah, geç sabah yarım/tam gün gibi opsiyonları, oyun alanlarının güvenli olması, temizliği, merdivenli bir okulsa merdiven güvenliği, yemek menüleri, nasıl nerde yendiği, öğretmenler, okulun idarecisi ve psikoloğu, öğretmenlerin ve idarecilerin aile ile iletişimleri, çocuğun takip edilmesi ve aile ile durumun paylaşılması, uyuma şartları, ek olanakları (kurs vs gibi), açık olduğu zamanlar, yaz tatili zamanları gibi bir sürü kriter var. Tabii bu kadar teferruattan önce çocuğumuzun okulu ve öğretmenlerini sevmesi ve okula severek gitmesi en önemli, hatta dört dörtlük kreş bulsanız da son seçimin yine çocuğunuzda olduğunu unutturmayacak en kritik göstergedir.
Okuldan neler beklediğinizi belirlerseniz, bunca kriter arasında önceliklendirme yaparak seçme yapabilirsiniz.

Ön araştırmayı yaptınız, kriterlerinizi belirlediniz ve okulları gezmeye başladınız. Sonra? Ben kritelerin yanında okuldaki çocuklarının mutluluklarına, neşelerine ve okuldaki genel durumlarına çok dikkat ettim. Gülen, mutlu, neşeli, huzurlu çocuklar mı diye baktım, okulun ve sınıfların genel olarak uyumuna, huzuruna, kargaşa içinde olup olmadıklarına baktım. Orada bulunan çocuklardan daha iyi bir gösterge olabilir mi sizce?

Bunların yanında deneyim benim için çok önemliydi ve öğretmenler ve idarecilerden edindiğim ilk intibam. Bu hisler ile oğluma güzel bir anaokulu seçtik. Ve başladık alıştırma dönemine. Alışma haftasında neler yaptık, onu da başka bir yazımda anlatacağım. 

Anne ve babalara bu zorlu ama içgüdülerinize güvenirseniz abartılmayacak seçimde başarılar dilerim. Evlatlarımızın önünde 20-25 yıllık bir eğitim hayatı var, neden güzel severek başlamasın di mi?
Sevgilerimle....



6 Şubat 2014 Perşembe

Perşembe, Şubat 06, 2014 | by Gözde Tarifler | Categories: , , | No comments

2 - 2.5 yaş aktivitelerinden yapboz Tuna'nın favorilerinden.
Tabii doğru yapbozu bulana kadar bazı denemelerimiz oldu. Tahta olanlar, standart yapbozlar vs derken doğru seçimi Burcu teyzesi sayesinde bulduk.
Erken yaşta yapboz için önemli noktalar var. Çocuğun yapboza heveslenmesi için tabii yapabilmesi ve yaparken zevk alması gerek. Bu yüzden doğru yapbozu seçelim.
İlki resim çocuğun ilgisini çekmeli.
Önce az sayılı 5-6-7 parçalı yapbozlar ile başlayıp yaptıkça sayıyı arttırmalı.
Parçalar benzersiz olmalı, bir parça başka birinin yerine uymamalı. Yoksa çok kafa karıştırıcı ve heves kırıcı olabiliyor.
Parçalar eğilip bükülme konusunda mukavemetli olmalı. Ağıza sokma, katlama, atma tutmaya maruz kalacaklar:)

Çocuğunuzla beraber önce sizde yapıp, ya da destek olup sonrasında kendi yöntemlerini bulmaları için karışmamak en güzeli.

Biz önce 6 parça, sonra 10, sonra 22 ve de 30 parçalı olanlar ile devam ediyoruz. Hayvan motifli olan yönlendirici olması açısından güzel bir yapbozdu. Bir 30 parça daha alıp sonra bir büyüğüne geçmeyi planlıyorum. Beğendiğim diğer yapbozlar ise harfler ve sayılar olanlar. Onları da bir sonraki aşamada almayı düşünüyprum.

Yapboz örneklerimiz şunlar, markası Larsen. Bu markadan resim, kalite ve benzersiz şekillerden dolayı çok memnunuz. Toyz mağazından alıyoruz.

Anne ve çocuklarına keyifli aktiviteler...






Perşembe, Şubat 06, 2014 | by Gözde Tarifler | Categories: , , | No comments
Adının ne olduğunu hiç bilmediğim o kabarık beyaz tüycüklü bitki karahindiba imiş. Hala her gördüğüm yerde üfleyesim gelir, en sonunda adını da öğrendik Sinan Sülün sayesinde.



Hikaye arıyorum ne zamandır. Hikaye okumayı çok severim ama istediğim tarzda yeni yazarlar keşfedememiştim ne zamandır. Sinan Sülün yeni genç bir yazar. 3 hikayesi var kitapta. Ben en sonuncu Karahindiba'yı çok beğendim. İkinci hikayedeki sürrealist benzetmede çok etkiliyeci.
Bir de hikayeyi yeni dönemden, gençlerden okuyalım derseniz buyrun Karahindiba..


Perşembe, Şubat 06, 2014 | by Gözde Tarifler | Categories: , , | No comments

Yekta Kopan, Gece Gündüz ile senelerdir televizyonda. Ben çok yoğun gördüğüm, reklamını izlediğim haberlerini okuduğum, şeylerden sıkılırım, ilgimi yitiririm. Bu sebeple hiç kitabını okumaya niyetlenmemiştim Yekta Kopan'ın, taa ki Idefix aldığım kitapları alanların Aile Çay Bahçesi'ni de aldığını söyeleyene kadar.
Denemeye değer buldum, iyi ki de almışım. Kitabı bir çırpıda okudum. Yazış tarzı ve okuması çok keyifli, konusu harika diyemem ama okuttu kendini. Önemli olanda bu sanki.  Kafanızı dağıtmak için bir kadının hayatında yaşadıklarının onda bıraktığı izleri okumak isterseniz, buyrun Aile Ça Bahçesi'ne...




5 Şubat 2014 Çarşamba

Çarşamba, Şubat 05, 2014 | by Gözde Tarifler | Categories: , | No comments
Eveet aylar gectikçe bebeklikten çocuğa, çoçukluktan arkadaşa dönüşen yavrular. Hem çok tatlı hem çok meşakatli evlatlar. İyi ki hayatımızdasınız, tüm anne arkadaşlarım aynı duyguları paylaşıyor, o yüzden çoğul yazıyorum. Sevginiz olmasa çekilcek eziyet değilsiniz hani ara ara:)

En son 23 aylıkken yazmışım, o zamandan bu zamana ne değişti. En önemli değişiklik artık Tuna'da bir papağan, ne desek hemen tekrarlayan bir papağan. Her çocuk gibi kendi dilinde, bu durumda iyice bir yenilecek pamuk şeker yapıyor sıpayı. Dün akşam eve gittim, gündüz çizgi film seyretmiş hangisi dedim, 'Mime Dedi' (trt cocuk Muge ve Mine, tabii bas rolde kedi var). Tam söyleyemediği tüm kelimelerin başında 'D' veya 'G' harfi var, dartal, dilki, galk, gurt, del, dit, daat, dap, geylek aklıma ilk gelenler. Bilemediklerini ve söyleyemediklerini de acayip sıkma huyumuz var, kime çektiyse artık, numu numi amimu abida dadidu benzeri şeylerde uydurmasyonlarımız.

Kış aylarında olduğumuz için yaz gibi dışarda çok vakit geçiremiyoruz, her güneşi gördüğümüzde kendimizi dışarı atsak da ev aktivitelerimiz daha çok tabii. Çocuklar için bu dönemde en ktiriği sosyalleşmek olunca da, Tuna'ya uygun arkadaşı olacak ev gezmeleri, misafir ziyaretlerine, komuşu oturmalarına ağırlık veriyoruz. Çocuklar çocuklarla büyüyorlar, ben bunu gördüm, ne kadar çok çocukla beraber olurlarsa o kadar çok iletişim kurmayı öğrenip kendilerini buluyorlar. İkili üçlü çocuk ilişkilerinde kendilerine güvenleri geliyor, etraflarını tanıyorlar. Her mizaçtaki çocukla bence gerçek hayat konusunda prova yapıyorlar. Tuna sakin yaradılışlı bir çocuk, oyun kurup oyun oynamaktan hoşlanan, çok fazla gürültüden hoşlanmayan bir çocuk. Gürültülü çocuklarla biraraya geldiğinde bazen rahatsızlık duyuyor, ya da oyun kurmaya çalıştığı sırada oyununu bozan çocuklara sinirleniyor, ama zamanla deneye deneye başetmeye, durumlara karşı kendince yöntemler oluşturmaya çalıştığını fark ediyorum. Bazen zorlanıyor, kızıyor bağırıyor, bazen üsteliyor, bazen kaçıyor, bazen uzlaşmaya çalışıyor, aslında büyüyor. Hepsi bunun bir göstergesi, sosyal bir varlık olma yolundaki adımları.


Bundan 6-7 ay önce daha çekingen daha kırılgan ya da istedikleri olmadığında daha kızgın Tuna gün geçtikçe arkadaş seçmeye herkesle farklı iletişim yöntemleri geliştirmeye başlıyor. Kırılganlıklarının, kızgınlıklarının sebeplerini araştırıyordum ama bunun sosyalleşmedeki toyluklarından dolayı bir dönem olduğunu o dönemleri geçtikçe anlıyorum. Onlara zaman tanımayı bilmek lazım. Anneler biraz sabırlı olmalı, kendi yaşadıklarımdan çıkardıklarım bu. Ne kadar okusan araştırsan en iyisi olsun diye uğraşsan da herşeyin bir zamanı var, acele etmemek lazım. Çocuk ona hazır olduğunda onu kendiliğinden yapar hale geliyor. Bu demek değil ki kendi hallerine bırakalım, tabii ki en uygun şekilde onlara destek olmak, onları teşvik etmek, her türlü ruhen ve bedenen ihiyaçları ile ilgilenmek ebeveyn görevlerimiz içinde ama acele etmeden, onları yormadan.

Bir de en büyük değişiklik bu 2 yaş sendromu dedikleri duygu değişikliği dönemi. Uysal dediğim bebeğim sanki kurulmuş saat gibi iki yaşını doldurduğu günün sabahı yataktan 'Hayııırrr' diye bağırarak uyandı. Ortada soru yok ama havada hayırlar uçuşuyor. Evet demek yok hayırın kaç türlüsü, gel demeden önce git demeyi öğrendi, bir anda bir negatiflik geldi oturdu hayatımızın içine. Ben doğduğu günden beri rasyonellikten yanayım, sebeplerini sonuçlarını anlatıyorum oğluma, sendromla beraber taktik değiştirdim çünkü o artık sebep sonuç falan dinlemek istemiyorum, benim dediğim benim dediğim, başka çıkış yolu yok, ben de senin istediğin gibi olsun tamam diyerek başlıyorum cümleye sonrasında sadete geliyorum.

Bu ay Tuna'yla ilk tren yolculugumuzu yaptık, tren hareket ettiğindeki heyacanını unutamıyorum, tümyol boyunca etrafı dikkatli dikkatli inceledi.


Mumları keşfedeli tüm pastaları sen üfler oldun.


O kadar hızlı büyüyorsun ki oğlum seni yakalamak icin daha da hızlanmam lazım.
Sevgilerimle....

8 Ocak 2014 Çarşamba

Çarşamba, Ocak 08, 2014 | by Gözde Tarifler | Categories: , , | No comments


Yılbaşından kalan hindiyi nasıl değerlendirsem diye düşünürken börek seven bir aile olduğumuz geldi aklıma, ben de patatesle beraber güzel bir börek olabileceğini düşünerek hemen koyuldum yapmaya.

- 3 adet hazır yufka
- 3 adet orta boy patates
- 1 tabak kadar ince ince doğranmış pişmiş hindi eti
- 4-5 adet taze soğan
- 2 yumurta
- yarım su bardağı yoğurt
- 1/4 su bardağı zeytinyağı
- tuz, karabiber, kimyon

Patatesleri rendeliyoruz, taze soğanı ince ince doğruyoruz. Başka bir tabağa pişmiş hindi etlerini küçük küçük doğrayıp, ağız lezzetinize göre karabiber, kimyon ve tuz ekliyoruz.

1 yumurta sarısını üzeri için ayırarak, yumurta, yoğurt ve zeytinyağını bir kapta karıştırıyoruz.
Yufkları ikiye bölüp bu karışımdan sürüyoruz. Yufkanın dar kısmına içlik karışımımızdan bir şerit halinde koyuyoruz. Yanları zarf şeklinde katlıyarak, yufkayı rulo yapıyoruz.

Ruloyu yağlı kağıt koyduğumuz fırın tepsisine uzunlamasına yerleştiriyoruz. Bu şekilde dilimlenmesi daha kolay oluyor. Üzerine ayırdığımız yumurta sarısını sürüyor, susam ve çörek otu ile süslüyoruz.

200 derece fırında 35-40 dakika pişiriyoruz. Afiyetle yiyiyoruz. (Börek o kadar çabuk tükendi ki pişmiş halini çekemedim:))

24 Aralık 2013 Salı

Salı, Aralık 24, 2013 | by Gözde Tarifler | Categories: , , | 2 comments
 
1 Aralık pazar günü Tepekule Kongre ve Sergi Merkezinin A7 Şehir Klübünde 5.İzmirli Yemek Blogu Yazarları Buluşmasını gerçekleştirdik. Her buluşmada daha da profesyonelleşen bu buluşmayı organize eden Nergis Mevsimi, Sende Pişir, Mis Kokulu Lezzetler, Hep Leziz, Dilodan Tarifler ve Egeden Tarifler yemek blogu yazarları arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Yer, yemek, organizasyon, her blogcu için hazırlanmış özel karşılamalar, hepsi çok güzel ve özeldi.

Giriş ve karşılama çok nefisti, öncelikle herkes için yapılmış ayrı ayrı kurabiyeler ile başlamalıyım, Nergis Mevsimi döktürmüş. Benim icin hazırlanan kurabiye. Kurabiyedeki ben ogluma cok benzemis, o yüzden daha da cok beğendim:)

 



Rengarenk macaronlar Nilabella'dan , lavantalar Renkli Kolonyo'dan.


Bu muhteşem karşılamanın ardından masalarımıza geçtik, ince ince düşünülmüş ayrıntılarla çok zevkle hazırlanmış masalar bizi bekliyordu.  Uzun zamandır görüşemediğimiz arkadaşlarımızla tekrar sohbet etme şansı bulduk. Masamdaki değerleri arkadaşlarım ve Hikmet'in güzeller güzeli kızı Duru masamızın neşesi oldu.



    Hikmet ve Şeniz'le...


  Gökçe'yle...

  Müjgan Hanım'la....

Tabii bu güzel organizasyonu destekleyen sponsor firmalarımıza çok teşekkürler, hepsinin ürünlerini beğenerek kullanıyorum. Figen'in fotoğrafları ile unutulmaz karelere dönüştü buluşmamız ve renklendi yazım. Sana da çok teşekkürler Figencim...

http://www.figenkaravas.com/
Söke Un
Dr.Oetker
Bumerang

Duru Bulgur
PepsiCo
Estuz    
Mentos ve Vivident
Selva
YKM


Sponsorlar



23 Ağustos 2013 Cuma

Cuma, Ağustos 23, 2013 | by Gözde Tarifler | Categories: , | No comments


17. ayımızı yazdıktan sonra hiç başka not tutmamışım, kendime kızdım.
Şu anda 23. ayın içindeyiz, nerdeyse iki yaşına girmek üzere Tuna. Yaz ayında olduğumuz için artık evde nçok dışarlardayız, tatiller, bayramlar, haftasonları derken evde daha az zaman geçiriyor. Bu da aslında belirgin bir fark oluşturuyor. Keşfediyor, kendine güveni geliyor, kendini buluyor ve büyüyor hızla.

Tam bir su kuşu Tuna, sürekli suyla oynayabilir, çiçek sulamak, banyo yapmak, suyu bir yerden bir yere boşaltmak, havuza denize girmek, kıyıda kovayla su taşımak, içmek için su isteyip bardak içinde oyuncaklarını yüzdürmek, her türlü su oyununa bayılıyor, bıkmadan saatlerce oynayabilir. Geçen sene simit ile yüzerken bu sene kolluklara geçtik, su da korkusuz. Çok zevk alıyor, kendi çabası ile yüzme denemeleri var. Dalgadan çok zevk alıyor, su yutması falan hiç problem değil yeterki şapır şupur su olsun, basıyor çığlığı kahkahayı. Tatil için gittiğimiz otelin çocuk havuzu vardı 40 cm derinliğinde. Orada kendine güveni geldi, başka çocukların nasıl yüzdüğüne bakarak kendini suya bıraktı derken denizde de aynı hevesini sürdürüyor. Tabii biz İzmir'de olmanın avantajı ile her haftasonu denize gidiyoruz, Tuna bu durumdan çok memnun:)


Hala favori oyuncakları arabalar ve tabii motorlar. Motor gördüğümüz yerde başından ayrılamıyoruz, üzerine binmek, tek tek heryerini ellemek istiyor. Doyamasa da baya zaman ayırıyoruz motorlara. Dayısı motor kullanıyor, en kısa zaman dayısıyla motora bindirmek planlarım arasında.

Tuna dedelerine çok düşkün, onlarla vakit geçirmekten acayip zevk alıyor. Ne zaman onlardan ayrılsak arkalarından ağlıyor, bazen evdeyken aklına gekliyor, basıyor dede diye ağlamayı. İstediği birşey olmadığında dede diye ağlıyor, tabii dedeleri de ona çok düşkün.

Tam bir karpuz ve domates canavarı. Sabah kahvaltısında domates, diğer öğünlerde kesinlikle karpuz var masamızda. Tabii eskisi gibi kandırarak yemek yemiyor bu aylarda çocuklar, o yüzden iş aslında daha zor, canının gönlünün istediğini bulmak lazım ki yemek yesin. Fakat şöyle bir huyu var, ne kadar çok severse sevsin doyduysa üzerine pek fazla birşey yemiyor. Kendisi yiyiyor pek denemez, genelde daha çok oyunla ilgili mama sandalyesinde. Önünde illa bir kaç araba ve kitap istiyor, yemek koysak da onunla kısa süre ilgilendikten sonra oyuncaklarına dönüyor, bilmiyorum kendi yemek konusunda onu nasıl cesaretlendireceğiz? Gezerken falan eline birşey verdiğimizde biraz yedikten sonra elinde oldğunu unutup oyuna dalıyor, 'Tuna elindekini ye oğlum' dediğimizde aklına geliyor ve bir iki ısırık alıyor. Çok iştahlı ya da çok iştahsız değil, orta derecede kendini tok tutacak seviyede yemek yiyen bir çocuk iste kuzum. Sütle pek aramız yoktu ama uzun uğraşlar sonucu o arayı yaptık, ballı sütü seven bir oğlum var artık:)

Bağımsızlıklarına bağımsızlık katarak devam ediyorlar, aslında evde etrafında olmamızı çok isteyen oğlum dışarıda keyfi yerindeyse arada bir bizi gözler ama tek başına takılır, bakar keyfine. Gitmek istediği bir yer varsa dur gitme desen bile bize bakmadan çekip gidiyor, o yüzden hep bir gözümüz üzerinde. Büyüdükçe daha bağımsız olsalarda artık onlarla daha çok şey yapılabildiği için paylaşım kesinlikle artıyor. Tatillerde ve ev dışı gezmelerde kesinlikle hem yeme hem de uyku düzeni bozuluyor, ilk başlarda bu durumu kafama çok takıyordum ama artık eskisi kadar dert etmiyorum, neticede biz de gezmeye gittiğimizde farklı saatlerde yiyor ve uyuyoruz, dikkatimiz ve ilgimiz başka şeylere kayıyor. Tuna'ya da aynı şey oluyor diye düşünüp tatillerde onu yemek ve uyku konusunda sık boğaz etmemeye çalışıyorum tabii ki belirli seviyede ihtiyaçlarını ihmal etmeden.


Tuna'nın çok yoğun kullandığı 20 tane kelimesi var, bilmedikleri bu grup içinde değerlendiriliypr:) tüm tanımı olmayan adamlar abi, kadınlar aba mesela. böcek karınca türleri butta adı altında. kendi kendine bizim anlamadığımız kelimelerle şarkılar söylüyor, şarkının başını hatırlatırsak aynı şarkıyı bir daha bir daha söyleyebiliyor. 20 kelime bizim anladığımız, anlamadığımız bir 15 tane de kendi sözlüğünde var. abida, amıgıbı gibi:) Çok konuşmaya hevesli değil, işini görecek ve sevdiği şeyleri önce söylemeyi tercih ediyor. Fakat söylediği kelimeleri de çok net ve düzgün söylüyor, anane ve aydede gibi mesela.

Kitaplara ilgisi var, sayfalar arasında dakikalarca takılıp bakabilir, küçüklüğünden beri vardı aslında bu ilgi, devam ediyor. Masal anlatıyor, hikaye okuyoruz, seviyor ama uzunlarından hoşlanmıyor. Ya da içinde en azından tanıdığı birkaç karakter olsun istiyor, bir hayvan, pepe, anne baba, şirin falan gibi. O zaman daha dikkatli dinliyor.

23 ayımız böyle neşeli, çabalı, bazen 2 yaş sendromlu derken geçiyor. Yavrum sen ne zaman büyüdün  ben onu bile anlayamadım:( Her yaşın her anınla bol bol vakit geçirmek istiyorum, çünkü sana yetişmek zor bebeğim. Seni çook seviyorum...


22 Şubat 2013 Cuma

Cuma, Şubat 22, 2013 | by Gözde Tarifler | Categories: , , , | 1 comment
Dr. Oetker'in Tiramisu yapı ne zamandır evde duruyordu. Misafir gelmeden yapılınca fazla yeniyor diye yapmıyordum ne zamandır. Haftasonu Hande, Ceyhun ve güzel kızları Ceylin bize geldiler. Tuna'yla Ceylin bu sefer çok güzel anlaştılar, birbirlerinden ayrılmak istemediler. Çocuklar olunca ailecek oturma gibi bir lüks olmuyor, buna rağmen güzel bir gece geçirdik. Misafirlerim için yaptığım tiramisu tarifim şu şekilde;

İçindekiler;
- 1 paket kedidili bisküvisi
- 1 paket labne
- 2.5 su bardağı süt
- 1 paket Dr.Oetker Tiramisu Yap

Yapılışı;
Kedidili bisküvileri sekerli kahveli süte batırıp tek sıra olarak 22x22 lik bir borcama dizdim. Üzerine Dr. Oetker'in tiramisu yap karışımını labne ile hazırladım ve biküviler üzerine gezdirdim. İkinci kat bisküvileri de sıraladıktan sonra kalan karışımı üzerine döküp, buzdolabında 2 saat kadar beklettim. Servisten önce üzerine kakao serptim.
Afiyet olsun...